SEMPOZYUM AÇILIŞ KONUŞMALARI:

AŞKIN SULTANLARI
SON DÖNEM İSTANBUL MEVLEVÎLERİ
H.Nur Artıran

Çok muhterem Çelebiyan-ı Zaman, Meşayih-i Kirâm,

Ülkemizin çeşitli Üniversitelerinden aramıza teşrif eden çok değerli hocalarımız, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığının seçkin temsilcileri, İlçe Belediye Başkanlarımız, Kültür Müdürlerimiz, teşrifleriyle bizleri bahtiyar kılan çok değerli Hakk âşıkları, hepinizi en derûni gönül muhabbetiyle saygıyla selamlıyoruz efendim. Hoş geldiniz, safalar getirdiniz.

Hz. Mevlânâ bir Mesnevî beytinde şöyle buyurmuştur: “Akıl âşıkların mânevî üstünlüğünu anlamakta âciz kalır. Fakat akıllar onların ilâhi varlığını anlamakta âcizde olsa, gene de Hakk âşıklarını  âcizâne bir şekilde  anlatmak, yâdetmek  gerekir”

Yedi denizin katre bile olamayacağı aşk’a sultan olanları, ne zaman, ne mekân, ne söze, ne kelama sığdırmak, ne de kemaliyle idrâk edip anlamak çok  kolay olmasa da,  Hz. Mevlânâ’nın buyurduğu gibi yinede onları  gönüllerimizde taşımak, acizâne de olsa  anmaya çalışmak, “Kişi sevdiği ile beraberdir” hâdis-i şerifini yaşamaya vesile olacaktır.

O nedenle, tüm yaşamlarını aşk-ı ilâhiye adayan  son dönem İstanbul Mevlevîlerinin bir kez daha  ehil dillerce anılması, dolayısıyla da gerçek mânada  anlaşılması  yegâne arzularımızdan biridir.

Hz. Mevlânâ’dan günümüze kadar uzanan ve Mevlevî geleneğinde çok önemli bir makam teşkil eden Mesnevîhânlığın, yüzyılımızdaki icâzetli en son temsilcisi ve Ser-târik’i olan Şefik Can Dedemizin vuslatının beşinci yılı anısı için de hazırlamaya çalıştığımız, “Aşkın Sultanları Son Dönem İstanbul Mevlevîleri” Sempozyumuyla, özellikle İstanbul Mevlevîhânelerinde yetişmiş veya Mevlevî kültürüyle hem-hâl olmuş,  politik, ilmî, dinî, tasavvufî görüşleriyle, yaşam biçimleri ve bâkî nitelikteki eserleriyle gelecek nesillere farklı ufuklar açan Türk-İslâm Tasavvufu’nun örnek şahsiyetlerinden bazı Mevlevî büyüklerimizin genç nesillere tanıtılması  vefâ ve şükran duygularıyla yâd edilmesi amaçlanmıştır.

Geçmişimize ve mânevî değerlerimize karşı duyarlı ve bilinçli olmadan, geleceğimize güvenli ve sağlıklı adımlar atmanın mümkün olmadığını buyuran Hz. Mevlânâ’nın, ilâhî aşk yoluna maddî mânevî çok büyük hizmetler vermiş âbide şahsiyetlerden bazılarını, farklı yönleriyle günümüz gençlerine tanıtmak ve bu sâyede mâzimizle geleceğimiz arasında sağlam, güvenilir, kalıcı bir köprü kurmaya çalışmak, elbette hem ülkemiz hem de geleceğimiz adına çok  önemli hizmetlerden biri olacaktır.

Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin bilimsel danışmanlığında hazırlamaya çalıştığımız “Aşkın Sultanları Son Dönem İstanbul Mevlevîleri” Sempozyumu 23. 11. 2008 tarihinde açılışı yapılan ve henüz çok yeni bir hizmet kurumu olan “Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Derneği”nin ilk önemli hizmetlerinden biridir.

O nedenle ki; bu Sempozyum bizler için çok derûni  mânâlar ifade etmekle birlikte, bundan sonraki hizmetlerimize güçlü bir temel teşkil ederek, Hakk katında makbul daha nice çalışmaların yapılmasına da vesile olmasını temenni etmekteyiz. 

Tarih boyunca maddî,  mânevî, nezâket, zarâfet ve nezâhatin, edeb ve terbiyenin en mümtâz temsilcileri olarak, edebiyat, san’at, mûsikî ve daha bir çok insânî değerlerin günümüze taşınmasındaki ulvî gayretleri nedeniyle, tasavvuf dünyamızda  çok seçkin bir yeri olan  son dönem  İstanbul Mevlevîlerinin anılacağı bu müstesnâ sempozyumda, bizlere bilimsel danışmanlık yapan Selçuk  Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd.Doç.Dr. Nuri Şimşekler hocamıza, maddî mânevî destekleriyle bizleri yalnız bırakmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na, çok değerli tebliğleriyle hepimizi aydınlatacak, katılımlarıyla bizleri onurlandıracak tüm öğretim üyesi ve araştırmacılarımıza; fikirlerine başvurduğumuz Danışma ve Bilim Kurulu’na, Görev bölgelerinde hizmet vermekten  bahtiyar olduğumuz, Beykoz Belediye Başkanlığına,  

Bu sempozyumun oluşmasında çok büyük bir emek ve gayretleri bulunan; Prof. Mualla Yıldız ve Aktül Kavas hocalarımıza, ibâdet aşkıyla hizmet etmeye çalışan tüm üyelerimize, teşrifleriyle birlikteliğimize rûh ve mânâ katan siz  saygıdeğer konuklarımıza, Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Derneği olarak en derin gönül şükranlarımızı arz ediyoruz.

Aşk içinde aşk’a karşı olunuz,

 

Av. Numan GÜZEY

(İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanı)

Aziz Dostlar, bu mübarek Cuma sabahında kelimelerin nabzını tutan baştanbaşa zarafet ve de hayâ ve incelik dolu sayın başkanımızın konuşmasından sonra ben ne söyleyebilirim ki.

Büyük Türk şâiri Fuzûlî;

Pehlivanlar bâd-pâlar seğridende her yana

Tıfl hem cevelân eder amma ağaçtan atı var” diyor.

Yani pehlivanlar bu yel ayaklı kahramanlar er meydanında önlü arkalı peşrev edip koşuştururken aralarında minicik küçük bir çocuk da var. O da at koşturuyor, ama ne çare ki atı ağaçtandır, diyor. Ben Aşkın Sultanları sempozyumunda o minicik çocuk kadar bile etkili ve yetkili olmadığımı peşinen itiraf etmek istiyorum. Hiç değilse onun altında ağaçtan bir at varmış, itiraf ediyorum ki bende o da yok. O bakımdan böylesine nezih insanların tertemiz aşk ve gönül insanlarının bulunduğu bir sempozyumda bendeniz olsa olsa bir dinleyici olmayı söyleyici olmaya bin defa tercih ederdim, ama değerli Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mimar Doktor Kadir Topbaş Beyefendi çok yoğun işleri münasebetiyle çok istediği halde teşrif edemedi. Bendenizi görevlendirdi. Onun adına siz değerli konuklarımıza sempozyumla ilgili üç beş kelime söylemeyi değerli arkadaşlarım lâyık ve revâ gördüler, bu yüzden huzurunuzdayım. Gerçekten aşk, Aşkın Sultanları bu güzel günde hata yapmamak için yazdım böyle, kelimelerde yanlışlık olmasın diye


Şefik Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği’mizin Konya Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin bilimsel danışmanlığında hazırlamış olduğu bu etkinlik, inşallah önümüzdeki dönemde de uzun yıllar boyunca devam edebilecek sürekli bir etkinliğe dönüşsün istiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ailesi olarak böylesi bir etkinliğe her zaman destek, her zaman omuz vermek her zaman gönüldaşlık ruhu içinde davranarak bu etkinliğe destek olmak borcundayız, diye düşünüyorum. Aşk konusu çok girift, çok karmaşık bir konudur. Bana göre dünyada ilk insandan itibaren hakkıyla anlatılamamış üç konu var, çok anlatılmış ama hakkıyla anlatılamamış. Bir tanesi paradır para için:

İbnül Fariz:

Levlâ-t-tüka legultü cellet kudretühu

Takva olmasaydı para için cellet kudretühu der çıkardım.


Başka bir yerde :

İnned derahime fil mevatıni kulliha

Paramı para o her yerde geçer akçedir. Teksür-ricale mahabeten ve cemalâ.

İnsanoğluna heybet ve güzellik elbisesini giydiren odur. Eciş bücüş karman çorman kurşun kalem kadar bir adam bile olsa paralı mıdır o, çok heybetlidir o; çok kıymetlidir, gösterişlidir filan.

Ve hiyel lisanulimen erade fesahaten

Fesahat ve bâlâgat isteyen için, fesahat paradır.

Üç kelimeyi yan yana getiremese bile paralı ise alkışlanır, alâka görür; ne güzel konuştunuz efendimiz, derler.

Ve hiyessilâhu limen erade kıtalâ.

Katliam isteyen öldürme isteyen en etkili silah odur diye anlatıyor.

Şimdi bir tanesi para, bir tanesi de bana göre anlatılamamış hakkıyla anlatılamamış bugüne kadar gerçekten künhüne vakıf olunamamış konulardan biri ölümdür. Ölümün hakikati, ölümün mahiyeti ruhun mahiyeti nedir? Ölmeden evvel 75 okka çeken adam öldükten sonra tartıyorsun yine 75 okkadır. Peki gören gözü görmez kılan, konuşan ağzı konuşmaz kılan, yürüyen ayakları yürümez kılan nedir, nasıl bir şey eksildi ki o gören insan konuşan insan bu hale geldi. Ölümde gerçekten sırlarla dolu bir konudur, hakkıyla anlatılamamıştır.

Hakkıyla anlatılamayan konuların en başında “aşk” gelir. Çok şey yazılmış çok şey söylenmiş;

Âşk kim kalbe cilâdır ve her derde devadır

Bir demir leblebidir çiğneyene aşk olsun.”

Erzurumlu Şâir Emrah:

“Kündelerden gelen dilber uzununa sevdim seni, Aşkın indi. topuğuma heyli zıngıldattı beni”

Aşkı ayağa düşürüsen topuğa indirirsen adamı zıngıltadır, sarsar, berbat eder.

Aşk konusu hakkıyla anlatılamadı. Aşkı bütün dünyada en iyi anlatan insanların başında Mevlâna Celâleddin-i Rûmî Hazretleri (k.s.) geliyor bana göre. Mesnevî’si, Fîhi mâ Fîh’i ve diğer bütün yazdıkları baştanbaşa buram buram aşktır. Onun içindir ki insanoğlunun bu girift konusunu en iyi anlatan odur. Büyük olduğu için, 802 yıl oldu hâlâ Amerika’da internetten giriyorum best-seller, bütün dünyada en çok okunan kitap seçildi Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin Mesnevî’si. En çok okunan eser hâlâ, çünkü aşkı en iyi anlatan, en iyi anlatan insanların en başında geliyor. Dolayısıyla “Aşkın Sultanları Son Dönem İstanbul Mevlevîleri” adlı bu etkinliğinizde inşallah iki gün boyunca siz değerli misafirlere değerli İstanbullulara aşka dâir en güzel sözler, en liyâkatli, en ehliyetli ağızlarca söylenecek ve bunu bir süreklilik haline getireceğiz inşâallah. O anlamda huzurunuzda söz almış olmayı bir gurur biliyorum. Hocamla birlikteydik Fransa’da Metz kentinde. Fransızların akşamın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar, sanki çiviyle yerlerine mıhlanmış gibi kadın-erkek, genç-ihtiyar pür dikkat, gözleri otomobil feneri gibi açılmış halde 6-7 saat Mevlâna’yı nasıl dinlediklerini, Mesnevî’yi nasıl dinlediklerini Semâ gösterimizi nasıl takip ettiklerini, bizzat hocamla birlikte bir çok yerde görevimiz icabı görüyoruz, tespit ediyoruz. İnşallah bizim bu mütevazı salonumuzda sempozyumun ilerleyen saatlerinde değerli İstanbulluların, duvarlarını bile insandan tuğlalarla örülmüş bu kalabalıkta kesafetle dolduracaklarını ümit ediyorum. Bu duygular içinde Cumanız mübarek olsun; hepinize derin saygılarımın kabulünü istirham ediyorum. Günleriniz şen, gönülleriniz gülşen olsun efendim, sağolun...

 

İSTANBUL MEVLEVÎHÂNELERİ VE MEVLEVÎLERİ
Yrd.Doç.Dr. Nuri ŞİMŞEKLER
(Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü)

17 Aralık 1273 günü Sevgili’sine kavuşmasıyla, ardından “benden sonra isteyenlere doğru yolu gösterecek” dediği Mesnevî’sini ve diğer eserlerini miras bırakan Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin yaşam tarzı ve fikirleri Mevlevîhâneler aracılığı ile de üç kıtaya yayılmıştır. Merkez Konya Mevlâna Dergâhı olmak üzere yüzyıllar boyu “arayan” ve “talip olan” insanlara “insan gibi yaşama” sanatını öğreten Mevlevîlik, XIV. ve XV. yüzyıllarda Afyon, Manisa ve Kütahya gibi ikinci merkezler oluştursa da İstanbul’un fethinin hemen ardından buraya açılan Mevlevîhaneler vasıtasıyla bu unvanlarını İstanbul’a vermişlerdir.
1491 yılında kurulan Galata (Kulekapısı) Mevlevîhânesi’nin ardından 1597’de Yenikapı, 1622’de Beşiktaş (1877 yılından itibaren Eyüp’te Bahâriye olarak), 1600’lü yılların ikinci yarısında Kasımpaşa, 1790 yılında açılan Üsküdar Mevlevîhâneleri, bu yeni Türk ilinin san’at, kültür ve siyaset merkezi olmasıyla da Mevlevîlik Kültürü, genişlemiş, yaygınlaşmış ve olgunlaşma yolunda bir hayli yol kat etmiştir.
Galata Mevlevîhânesi’nde kurucusu Dîvâne Mehmed Çelebi’nin (öl. 1530) diktiği çınarla Mevlevîliğin güzel san’atlar, kültür ve Mesnevî dalları daha da yeşermiş; Hz. Şârih Ankaravî (öl. 1631), Şeyh Gâlib (öl. 1799) ve birçok san’atçı yetişmiştir. Ayrıca XVII. yüzyıldan itibaren İstanbul’a gelen batılı seyyahların da uğrak yeri olan Mevlevîhâne, seyyahların mektup ve hatıralarının ülkelerinde yayınlamasıyla birlikte Mevlâna ve Mevlevîliğin batıya tanıtılmasında ilk önemli rolü üstlenmiştir.
Yenikapı Mevlevîhânesi ise özellikle Tanzimat Dönemi Osmanlı siyasetine büyük damga vurmuş, tarikatların ıslahı çalışması çerçevesinde 1866 yılında kurulan Meclis-i Meşâyih Reisliğine buranın şeyhi Osman Selâhaddin Dede (öl. 1887) getirilmiştir. Yenikapı Mevlevîhânesi, Âyîn-i Şerîf bestekârları Buhûrîzâde Mustafa Itrî (öl. 1730), Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi (1846) ve Ali Nutkî Dede (öl. 1804) gibi büyük mûsıkîşinâsların yetiştirmesine de âşiyân olmuştur.
Beşiktaş Mevlevîhânesi de 1622 yılındaki kuruluşundan itibaren diğer Mevlevîhâneler gibi canlarda Canan’ı bulmak için “edeb” tedrisâtı verirken yerine Çırağan Sarayı yapılacak olması nedeniyle 1867 yılında yıkılmış, önce Maçka’ya sonra da Eyüp’e taşınarak Bahâriye adını almıştır. Devlet eliyle İstanbul’da kurulan son Mevlevîhâne olan Beşiktaş, asıl kimliğini ve vasfını Bahâriye Mevlevîhânesi olduktan sonra buranın şeyhi Hüseyin Fahreddin Dedenin (öl. 1911) mûsıkî üstadlığı, Ney üflemesi ve ehl-i beyt hayranlığı çerçevesinde geliştirmiştir. Beşiktaş Mevlevîhânesi olduğu dönemlerde ise Çengi Yûsuf Dede (öl. 1669) ve Hasan Nazif Dede (öl. 1861) burada şeyhlik yapıp kalıcı eser bırakanların başında gelmişlerdir.
Sultan IV. Murad döneminde 1623-1631 yılları arası bizzat Mevlevîlerin eliyle kurulan Kasımpaşa Mevlevîhânesi, ilk dönemlerinde Galata ve Yenikapı Mevlevîhânelerinde yetişen dedeler ve şeyhler tarafından idare edilse de üslup olarak daha çok Beşiktaş-Bahâriye Mevlevîhânesi meşrebinde hizmet etmiştir. Kasımpaşa Mevlevîhânesi’nden akılda kalanlar ise bundan önceki üç Mevlevîhâneden farklı olarak daha çok halk tabakasına hitap etmesi ve kurucusu Sırrî Abdi Dedenin (öl. 1631) -arazisi de kendisinin olan- Mevlevîhânenin geniş bahçesinde ekip-biçtiği meyve ve sebzelerledir.
İstanbul’da inşa edilen son Mevlevîhâne olan Üsküdar, kurucusu ve ilk şeyhi Osmanlı vezirlerinden Yiğit Ali Paşanın oğlu Numan Dede (öl. 1798) ve son şeyhi şâir Ahmed Remzi Dede (Akyürek) (öl. 1944) ile hatıralarda yer alır. Üsküdar Mevlevîhânesi’nin bir diğer özelliği de Anadolu’da yer alan diğer Mevlevîhânelerdeki Mevlevîlerin İstanbul’a gidişi gelişi sırasında uğrak ve dinlenme yeri olmasıdır.
İlk Mevlevîhânenin kurulduğu 1491 yılından Tekâya ve Zevâya Kanunu’na (1925) kadar sokaklarında Mesnevî beyitlerinin okunduğu, Divân-ı Kebîr’den gazellerin ve rubâîlerin terennüm edildiği, Ney ve Rebâb seslerinin kulaklardan gönüllere indiği İstanbul, şimdilerde Mevlevîhâneleri restore ederken aynı zamanda yıkık gönülleri de onarmakta. Mevlâna araştırmacıları ve Mevlâna dostları olarak bundan sonraki dileğimiz ise, restorasyonları hemen hemen tamamlanan Galata, Yenikapı ve Bahâriye Mevlevîhanelerinin geçmişte olduğu gibi ehil ellere, ehil gönüllere teslim edilip Türk kültür, san’at ve edebiyatına yeni Ankaravîler, yeni Şeyh Gâlibler, yeni Itrîler, yeni Dede Efendiler kazandırılmasına katkıda bulunulmasıdır. Bu belki de sokaklarda ve uygunsuz mekânlarda gösteri şekline dönüşen “aşkı hissetmek, Yüce Yaradan’la bir olmak” anlamına da gelen Semâ’nın ve çeşitli amaçlarla kullanılan Hz. Mevlâna’nın aslına dönüşü için bir vesile olacaktır. 
***
Bilindiği üzere Türk kültür tarihinin temel taşlarından biri olan Mevlevî kültür, san’at ve edebiyatı yüzyıllar boyu ülkemize sayısız değerler kazandırmıştır. Bu değerlerin yakın tarihimizde yetişenleri de bu Sempozyum vasıtasıyla anılmış oluyor; “biz sizleri unutmadık” deniliyor.
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin “Kim bizi iyilikle anarsa iyilikle anılsın” dediği gibi biz de İstanbul Mevlevîhânelerinin her birinden seçmeye çalıştığımız bu edeb âbidelerini, Aşkın Sultanları Son Dönem İstanbul Mevlevîleri’ni saygı ile anıyor, Sempozyumun düzenlenmesinde birlikte çalışmaktan gurur duyduğumuz, programın bütün yükünü omuzlayan Şefik Can Uluslararası Mevlâna Eğitim ve Kültür Derneği’ne, değerli başkanları H. Nur Artıran hanımefendiye, candan emekler sarf eden çalışma arkadaşlarına; Sempozyumumuzda tebliğleriyle hepimizi aydınlatacak ve Mevlevî sultanlarımızın anılmasını sağlayacak olan öğretim üyesi ve araştırmacılarımıza; fikirlerine başvurduğumuz Danışma ve Bilim Kurulu’na; Sempozyuma katkılarından dolayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Kültür A.Ş.’ne; ve siz değerli konuklarımıza Selçuk Üniversitesi Mevlâna Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak teşekkürü bir borç biliyoruz.
“Vakitler hayr olsun, hayırlar feth olsun, şerler def olsun…”
Bu Sempozyumda anacağımız Aşkın Sultanları’nın mekânları cennet, makâmları âlî, yolları cârî olsun;
Geride kalanlarının ömürleri sağlıklı, soyları dâim, gönülleri ferah, dilleri hayırhâh olsun;
Bilgi, birikim ve tecrübelerini bizlerle paylaşarak sempozyumumuza katkı sağlayan araştırmacılarımızın kalemleri güçlü, kandilleri aydın olsun; eserleri rehber, cümleleri dilber olsun;
 Sempozyum hazırlıkları süresince ve icrası esnasında fedakâr çalışmalarıyla emeği geçenlerin ve katkı sağlayanların tüm işleri kolay, çabaları bereketli, icraatları kâim olsun;
… Ve son olarak bu sempozyumda bizleri yalnız bırakmayan değerli misafirlerimizin gönül gözleri ve kulakları açık, mânâ lokmaları bol olsun;